< Erguvan Çiçeğim - Blogcu





 

 

Şu fukara vakitlerimde, ganimet bildim sizi,

İçimin ırmakları sizinle hasbıhal etmekte, duyuyor musunuz?

Ahir vakitlerimde düş/tünüz! .. Ne iyi ettiniz de geldiniz.

Gökyüzünü boyayacak mavilerle geldiniz,

ıhlamur kokularıyla, Rahmet bulutlarıyla.

Şimdi içimde bilemediğim bir buruk sevinç,

teleklerinde ezgisiyle güvercinler penceremde.

Ya ilahi; Kaydırma tuttuğum elleri, düşleri yarım bırakma,

aşk ateşi ile sular tutuşur, serinlermiş, serinlet yüreğimizi…

En kıymettar emanetsiniz Rabbin katından bana,

saklayacağım sizi, şahidim Rabbim ve siz.

Hakkınızı helal ediniz.

Bu bereketli sağanak altında yürek coşmakta,

akan nehirlerimin kenarından

bir tutam nergis koyuyorum kapınızın eşiğinize. 

 

 

Filiznur 

 

sen

.

Umuda Mektuplar

 

 

Hayır hayır bu kadar kolay kabullenme yenilgiyi, o kadar çoksa önünde birikmiş zorluklar sen daha zor ol onlardan. Her gerçek bir tokat olup suratına indiğinde aldırma yüzünün kızarıklığına, farz et ki bir kırmızı gül olmuş yanakların, farz et ki bir arı konmuş o gül yanaklarına, özün bal olacaksan biraz katlansan o acıya...

 

Aklına gelir mi yaşamındaki en değerli anıların? Öğretmeninden aldığın ilk kırık not, sevdiğini söyleyemeden kaybettiğin platonik aşkın, eve geç kaldığın için babandan yediğin ilk tokat... Şimdi gülümsersin hayâl meyâl hatırladıklarına ve bilir misin her zaman için en değerli anılarını en 'zor' ların oluşturur.

 

İnadına ıslık çalabilir misin hazmedemediklerin çöktüğünde gırtlağına, gülümseyebilir misin kan ter içerisinde bir kabusla tek başına kaldığında, tekerlemeler söyleyip şiirler okuyabilir misin yaşamın kendinle dalga geçtiğini sandığın bir zamanda? İşte bunları yapabildiğin sürece yenilgisizsindir ve yenilgisizliği yaşayabildiğin sürece mutlusundur!

 

Hayır hayır bu kadar kolay kabullenme yenilgiyi, o kadar çoksa önündeki engeller sen de bir engel ol en başa çıkılmaz olumsuzlukların önünde. Her hengame bir kördüğüm olursa beyninin içerisinde, aldırma yaşamın seni sınamaya çalışmasına, farz et ki bir körebe oyunundasın, farz et ki öylesine bir oyun işte, hep ebe sen olmayacaksın ya...

 

Bozmak kolaydır her zaman için yapmaktan ve kaçmak, korkusuzca dikilmekten karşısında korkularının... Hangi fırtına dinmemiştir ki, hangi gece ulaşmamıştır sabaha? Umut yüreğinin en derinliklerinde, umut gözlerinin retinalarında, umut yakarışlarında, umut beyhude akıttığın gözyaşlarında... Umut çayına attığın şekerinde, umut bir kibrit kutusunun içerisinde, umut dağınık masanın üzerindeki defterinin arasında, üç parmak arasındaki kaleminde, dilindeki türkünde, umut avuçlarını içinde...

 

Hayır hayır o kadar kolay kabullenme yenilgiyi, o kadar çoksa elindeki eksiler sen de bir eksi çiz seni üzenlerin üzerine. Her patavatsız kelime bir deprem oluyorsa bedeninde, aldırma çürümüşlüklerin seninle matrak geçmesine, farz et ki bütün hepsi müzikal bir komedi, farz et ki sen bu sahnenin senaristi, bir kalem oyunu ve alkışlarla oyun bitti...

 

Belki de saçma gelir şimdi bu avuntular, acırsın kendine, elinde tuttuğun gülün yaprağından çok dikeninin olduğunu sanırsın. Eğer tüm isteklerini bir bir almış olsaydın yaşamdan, şimdi verecek neyi kalmıştı ki sana? Bir gayen olamayacak, bir hırsın olamayacak, yaşamış olmak için yaşayacak, mücadelelerinin vereceği galibiyet sevincini tadamayacaktın! ... Nemli gözlerini alıştırma nazikliğine, güçlü olmayı öğrensinler ki görebilsinler ufkun ardındakileri. “Bugün de yenilmedik! ” de, “Bugün de omuzlarımız dik, boynumuz dik, belimiz dik, nedir kaçırılan, nedir giden, nedir yitik? ”

 

Haydi şimdi bırak bunları, biliyorum gecenin bir yarısında defalarca okuyacaksın aynı satırları ve nazikliğine alıştırma dediğim gözlerini mütemadiyen o odandaki kısık masa lambasının altında yoracaksın. Biliyor musun, ben de gecenin bir yarısında yazıyorum bu mektubu ve benim de ışığım kısık, gözlerim yorgun. Eğer sana bir kibrit kutusunun içerisindeki, bir defterinin sayfalarının arasındaki ve yüreğinin en derinliklerindeki umudu tarif edebildiysem ne önemi var yorgunluğun?

 

Dediğim gibi, o kadar kolay kabullenme yenilgiyi, o kadar çoksa hayattaki muammalar, sen de bir muamma ol; bırak onlar çözsünler seni. Her tükeniş biraz daha alıp götürüyorsa sendekileri, aldırma yaşamın bu nahoş cilvelerine, farz et ki bütün hepsi bir gölge oyunu, farz et ki yaşam hepten bir rüya...

 

Alper Kutay Erke

 

 

 

Tokum, konuşma istesen...

 

Sığındığım kuytu köşeler.............şefkattir bana

Elimi, elimle okşamaktan duyduğum haz........kirlenmeden..

.....................................bıkmadan kendi gözlerime bakmak....

sıcaklığımla ısınmak.......sevişmek kendimle......

usul usul bir çocuk oynar içimde............bitkinliğimin devası

saçlarımda eskisi kadar rüzgara savruk değilse de....olsun...yaram kanasın,

açık kalan her yanıma değsin çocuk ellerim.....ateş yansın.....buz tenim erisin..

 

aynalarda seviyor beni.....kendimi yoklamam ellerimden akan teri sıvazlayıp..

bitkin kalmak en güzeli......ne pişmanlık yatar göz bebeklerimde

....nede iğrenç bir nefes solurum zoraki...ben bana aşık Leylayım tamam mı..?

Keremimi bir ihanetin solgun bakışlarına sattım......

Aslımı yüreğimdeki en derin yere hapsettim...

.......dönüp bakmışlığım yoktur aşka.......................................ben

kendi kendimin Leylasıyım.........tamam mı..?

 

Olsun, kırılsın tabuların çürümüş direkleri.....kime ne yada bana ne..

..........yılgınlığım örtüsü olsun çömezce işlediğim aşk cinayetleri...

viran bir gönülden düşüp parçalansam da.....

yeniden filizlenirim.............yaprağa dururum gonca gözlerimde yaş..kime ne..

ya da bana ne..................

 

ben kendi kendimin Leylasıyım, tamam mı..?

 

kim yanmadı ki............aşk ve sevdaya iki gen gönülde..kim

kim diyebilir ki benim Leylam, Keremim var...kim..

isterikleşen nefiste dört döner arzular.....hükmeder ve söyletir...

.................................seni seviyorumu......................

ne vakit söner ışıklar............ay doğar.............yıldızlar süsler yarımı..

............................................anlarım...................anlarım (da)

kim paylaşır en derin acımı..................feryadımı................

 

ben kendi kendimin Leylasıyım........tamam mı...

 

 

Sevda

 

Sende Kalanım...

 

 

Eski mektupları karıştırdım yine geçen gün. Bir sürü kır çiçeği döküldü kucağıma bir zarftan. Bir zarftan bir gül düştü ayaklarımın ucuna; bir diğerinden umutların... Senden ödünç aldığım birşeyler vardı biliyorum. Belki sadece bana verdin onları; karşılık beklemeden... Bende kalan birşeylerin var biliyorsun. Ve benden geri istiyorsun hepsini şimdi...

 

Öylesine yanlızım ki bazan... Ne yapmam gerektiğini bilmediğim zamanlar öyle sık ki hayatımda. Senden daha fazlasını istemek ne denli doğru olur her şeyini bana verdikten; her şeyinle bana geldikten sonra bilmiyorum. Bilmiyorum geçer misin yine sokağımdan, yağar mısın yağmur olup avuçlarıma... Ve büyütür müsün damlalarınla avuçlarımda filizlenen kaderimi...

 

Sana doğruları söyledim hep. Seni sevdiğim de doğruydu. İnanmadın; inanmamalıydın. Tek bir söz, tek bir bakış, bir an mıydı vurulduğumuz; yoksa düşündük mü birbirimizi geceler boyu... Ne olduğunu bilmiyorum, sanırım kim olduğunu da... Ama bende kalan birşeylerin var; şimdiyse benden geri istediklerin...

 

Söylemeni istiyorum, bilmek istiyorum kim olduğunu. Sana dair şiirler yazmak istiyorum yine. Öpmek istiyorum gözlerinden, dokunmak istiyorum ruhuna.Gece yarılarında ölüm denemeleri yapan bedenimi kurtarmak istiyorum karanlık gecenin yangınından.Yazmak istiyorum sesini kulaklarıma. Resmini çizmek istiyorum yüreğinin damarlarımın duvarlarına. Ağlamak istiyorum yine bir akşamüstü güneş batarken uzaklarda...

 

Bende birşeylerin kaldı biliyorsun. Bende yüreğin kaldı; umutların... Ve şimdi geri istiyorsun bende kalan her şeyi sende kalanlarımı hiçe sayıp. En umulmadık köşelerde öldürüyorsun beni. Yağmur olup değil; dolu olup yağıyorsun üzerime. Avuçlarımdaki filizleri yaralıyorsun farketmeden. Şimdi sen, geri istiyorsun bende kalan her şeyini. Saçlarını, kokunu, bakışlarını geri istiyorsun. Bir yılan gibi koynuma girip, zehirliyorsun çiçeklerimi...

 

Sana bende kalan her şeyini geri vereceğim. Hiç düşünmeden, tek söz söylemeden. Ama, sende kalanımı istemiyorum; yüreğimi istemiyorum senden...

 

Ayşe Eser YAKAR

 

 

 

KIRILDIM AŞK'A AMA ONUN HABERİ YOK


Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden, gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum...imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum. İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..!

Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu, bedenim değil...Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum.

Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..?

Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma. Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş, kafayı bulunca itiraf etti sonunda. Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil. Gelseydin; kendimi unutup sana akacaktım, susturacaktım içindeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş oluşum gibi, dokunacaktım, kusacaktım birikmişliğimi, hasretimi ama gelmedin, gelmezdin, gelmeye hiç de niyetin yoktu aslında. Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum...

Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor. Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana. Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda...Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi. Bu bir marifetse eğer, niye benim yanımda değilsin ki...?

Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın, gecikmişliğin...Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan göz yaşların,birikmişliğin oldum. Son ses dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve her şeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum...? Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.

Gittin...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..? Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın...Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma. Sen “bitti” dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı...


PELİN ONAY

 

 

kimsecikler teselli etmesin beni

   

Oysa...

dilenmeden dirensem

yoksunluğuna ve yoksulluğuma

naralar atan hayatın karşısında

halsiz bedenimi taşlaştırdım.

çatlayan yerlerimden duygu sızıntılarıma

kapatacak parmağım kalmadı.

 

sisli bir akşam yakışmadı

beyaz perdeli pencereme.

bulanıklığımın kokusuydu evime yerleşen

görüntüler net değil gözlerimde

kendimi bildim bileli...

 

evde oturup

kül rengi bir matem tutmak mı

yoksa lunapark eylenceliklerinde bulunmak mı?

kararsızlığım, hiç bu kadar rahatsız etmedi beni

oysa

bir selamın bayramımdı...

ama ne kuşların ne de postacıların hali yok

haberini getirmeye.

avuntularım yalancılığım kadar işe yaramaz

başka sığınak bulamam

hava çoktan karardı

bekleyişlerimi bilmek zorunda değil kimse

sen bil yeter!

ya da sonsuza kadar sus

kimsecikler teselli etmesin beni

ellerin sadece...

 

 

gülsüm yıldız

 

 

 

Gözlerin ne değildir ki senin

 

 

Sabır okunur damla damla gözlerinden... Ak bir tülden yeşile durur umutların. Sevdalar uçuşur bakışlarından... Sonra sabrın kardeşi eylersin sen onu. Gözlerinde hasret hasret bir inanç kokar. Ötelere, sonsuzluklara, ebedlere olan bağlılığın türküsüdür bu. Kalbindeki bağlılığın gölgesi bakışlarına sabır gibi bir nakış dokur. Sonra masumluğun, berraklığın, göklerden emanet kalmış bir çocuksuluğun yuvası olur gözlerin... Hüzün hüzün yaş akar gözlerinden... Öksüz kalmış çocuk gözlerinden... Sonra Yaradan’ın şefkati iner bakışlarına... Cennet cennet bir ışık olur o zaman bakışların... Sana bakanın ağlayası gelir...

Ağlar bir yüzün... Gurbetin gözyaşları, gariplerin öksüzlüğüyle... “ Hazırım” demeli insanlar “Razıyım” diyeceklerine... Sen razısın sana gelen her şeye.

 

Güler bir yüzün sevincin gülüşü değildir o. Ufukların ve umutların muştusudur.Gülersin ama sanki onda bile bir ağlayış vardır... Uzak zamanların insan yüklü sevgi kokusu vardır: Sanki çağrıdır o. Ölümden sonra dirilişe, nifaktan sonra birliğe... Taze bir iman sunarsın içinden, perdeler açılır gözlerinden, sonsuzluklar görünür, inancın gölgesi sevginin güzelliği, BİR ’in huzuru,ötelerin ötesi...Gülüşünden geceler sabaha uyanır,şafak ve akşam senin gözlerindendir. Gözyaşı ve tebessüm sende saklıdır. Bir yüzün gurbet, bir yüzün muştudur. Ağlamanda tebessüm, gülüşünde hüzün saklıdır...

 

 

İsmail Acarkan / Uçup Gitme Penceremden

 

 

 

Gittin...

 

Gittin...

Ben, arkandan sadece baktım.

Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...

'Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.

Gidersen sönecek içimdeki ateş

Ve bir daha hiç kimse yakamayacak.

Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi

O karanlıkta yolumu kaybedeceğim' diyecektim sana.

Konuşamadım...

 

Gittin...

Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım

Öylesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu

Bacağımı bu kadar acı duymazdım.

Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.

Ağlayamadım...

 

Gittin...

Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa

Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,

Tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.

Anlatamadım...

 

Gittin...

Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden

Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?

Ürperdin yine biliyorum.

Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini

Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.

Tutamadım…

 

Gittin...

Bir yıkım gibiydi gidişin

Sen adım adım uzaklaşırken benden

Çöküp kaldı bedenim olduğu yere

Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti

Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.

Kalkamadım...

 

Gittin...

Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum

Hazırdım gidişine,

Kaçak zamanları yaşıyorduk

Zaman bitecek ve sen gidecektin

Bense, gidişinin ertesi günü

Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.

Başlayamadım...

 

Gittin...

Bir şey söyledin mi giderken?

'Kal' dememi istedin mi?

Son bir kez 'seni seviyorum' dedin mi?

'Bekle beni döneceğim' diye umut verdin mi?

Beynim öylesine uğulduyordu ki.

Duyamadım...

 

Gittin...

Nereye gittiğin önemli değildi

Binlerce kilometre uzakta da olsan,

iki metre ötemde de fark etmiyordu.

Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.

Kurtulmalıydım senden,

Bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.

Kurtulamadım...

 

Gittin...

Unutulanların arasına katılmalıydım

Anıları bir sandığa koyup

Hayatı bir yerinden yakalamalıydım.

Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.

Yapamadım...

 

Gittin...

Bir okyanusun ortasında

Tek küreği kaybolmuş sandalda

Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.

Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,

Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,

Bil ki; seni Unutamadım...

 

 

Mehmet COŞKUNDENİZ

 

 

 

Eylül Sarısı

 

 

Bugün gözlerine benzeyen yağmurlar yağdı bu şehre,

Sokaklarında gözyaşlarımı saklamadan yürüdüm,

Yağmurdan başka ağladığımı anlayan olmadı,

(Sen olsan anlardın.)

Bütün gece iliklerimize kadar ıslandığımız bir günün aydınlığında gözlerinden öpüp tekrar çıplaklığa büründüğümüzü hatırlıyorum,

Ki şimdilerde hatırlamak avutmuyor içimdeki seni hücrelerine kadar hissetmiş çocuğu,

Avutmuyor penceremde gülüşüne benzeyen kuşların kanat sesleri,

Avutmuyor albümlerde saklı mahsun gülüşlerin…

 

İçimden seslerin geçiyor, sen olsan şimdi,

“Delice tutkulu bir aşksa yaşadığın, bitmişse bile güzeldir! ” derdin.

Derdin beni adam etmeyi becerebildiğin için,

Yakışmadı bize bu son, yollarımıza ayrılık yakışmadı,

Savrulmak yakışmadı sevdiğimiz dingin rüzgârlarda sonbahar yaprakları gibi,

Savurmak yakışmadı içimizdeki çocuğun hayallerini Kaf Dağı’nın ardına…

 

Bir gölge gibi ardından sürüklediğin çaresizliğim,

Gittiğin yollara düşüp ardınsıra gidemeyişim,

Seni her geçen gün büyüyen bir aşkla sevmeye gönüllü meyledişim,

Sevmeyi seninle sevişim,

Gidip dönemeyişim…

Önüm, arkam, sağım, solum….

Sende kaldı…

 

Sende kalmış,

Nasılsa hep yanımdasın gecelerinden birinde beraber içtiğimiz sigaranın dumanı,

Yudum yudum paylaştığımız bir bardak çayın demi,

Hep şeş attığın tavlamızın pulları,

(Ki hatırla ne çok severdin tavlayı koltuk altıma sıkıştırmayı…)

Doğubayazıt’ta Ağrı Dağı manzarasında Hani Baba Türbesi’nde el ele çekindiğimiz fotoğrafları,

İş olsun diye açtığımız kitaplarımızdan İngilizce Dersi Notları,

Acılar Denizi’nde Ümit Yaşar mısraları,

Öznesini yitmiş yaşantımın dünü, bugünü, yarını,

Sende kalmış…

 

Her nasılsa;

Kızıla boyattığın, her rüzgârda yanaklarıma esen saçlarından birkaç tel,

Aynanın karşısına geçip uzun uzun makyaj yaptığında unuttuğun bir rimel,

Tertemiz yıkayıp kaçak çay demlediğin bir demlik,

Sanki ikimizin düğünüymüş gibi kalkıp oynadığın bir şenlik,

Zihnime kazıdığın, anlamını hiç bilmediğim birkaç yöresel sözcük,

Dudaklarımda her hatırladığımda kanayan bir öpücük,

Kağıtlarda unuttuğun hiç çıkmayan bir fal,

Soğuk kış gecelerinde omuzlarına attığın bir şal,

Mavi boncuklarla yaptığın bir bileklik,

Ve çok sevmiş bir adam, bir dağınık, bir yitik

Bende kalmış…

 

Ölümlerle sınanan, ayrılıklarla bilenen, karanlıklarla körelen,

Eylül sarısı yüreğim seni istiyor,

Bil ki yüreğime kaskatı otursa da Zeh’raşk’ın

Sensiz olmuyor…

  

 

Sinan Eldem

 

 

 

« Önceki ::